|
Bazı insanlar vardır,çok özeldir.
Eskiler bu tür insanlara, “nev-i şahsına münhasır” derler.
Bugünkü Türkçeyle, “kendine özgü davranış ve karakteri
olan”.
Çok sevilen bir şarkımızın ilk dizesinde de şöyle özetleniyor,bu
tür insanlar:
“Benzemez kimse sana,tavrına hayran olayım”
Uzun lafın kısası…
Yüzyıllar ötesinden, “Yaradılanı hoş gör,yaradandan ötürü”
diyen Yunus gibi…
Kendisiyle barışık…
Yaşamla barışık…
Kentlisi-köylüsü,işçisi-çiftçisi,büyüğü-küçüğü,siyahı-beyazı
tüm insanlarla barışık…
Hayvanlarla, bitkilerle, toprakla-çiçekle-yaprakla, dağlarla-taşlarla,
yaylalarla-ovalarla, denizlerle-ırmaklarla… bir başka ifadeyle,doğayla
barışık…
Giresunlu’suyla, Antalyalı’sıyla, Diyarbakırlı’sıyla,
Edirneli’siyle, Vanlı’sıyla…barışık…
Ülkesiyle, devletiyle, cumhuriyetiyle, milletiyle, bayrağıyla
barışık…
Çağdaş medeniyetle,öz kültürüyle,tarihiyle,köküyle…barışık…
Diniyle,imanıyla, Allahıyla, Peygamberiyle barışık…
“Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım” adlı şarkıdaki
gibi…
Tavrına,karakterine,yaşam biçimine hayran olunacak,örnek
alınacak müstesna ötesi müstesna bir insan…
İsmiyle müsemma,başı göğe uzanan yüceler yücesi bir “dağ”
dı, Mustafa Dağ.
Yüz yüze en son görüşmemiz,yıllık iznim vesilesiyle bulunduğum
Giresun’da,2006 yılı Ağustosunda oldu.
Beraberce kaleye çıktık,fotoğraflar çektik.
Belediye başkan yardımcılığı yaptığı sıralardaki icraatlarını…
Şelaleyi,oturma yerlerini,gezi yollarını,çevre düzenlemelerini
gösterdi,bir bir.
Anlatırken gözleri parıldıyordu.
Bir ara, “Hocam” dedi.
-Başımda bir ağrı var. Kontrol olacağım.
Geçmiş olsun dileklerimi ilettim,kucaklaşıp vedalaştık.
Çok geçmeden bir süre sonra ameliyat olduğu haberini
aldım.
Sevgili eşi Nuran hanıma geçmiş olsun dileklerimi ilettim.
Daha sonra iyileşince telefon görüşmelerimiz devam etti.
Sevgili kardeşime,bu zor günlerinde öyle sürpriz bir
hediye vermeliydim ki…
Derdine derman olmasa bile,yüzüne, o kendine çok yakışan
gülücüklerden biri daha yayılsın,bir nebzecik de olsa moral
bulsun.
Aynı zamanda bir kitap kurdu,kültür adamı da olan sevgili
kardeşime vereceğim en iyi hediye olsa olsa bir kitap,hatta
kendi kitabım olabilir,diye düşündüm.
Son yedi yıldır kaleme aldığım mizah ve köşe yazılarından
oluşan “Hariçten Gazel” adlı kitabımın ilk yazısının başlığını
da “Mustafa Dağ” olarak düzenledim…
Giresun Dergisi’nin 137.sayısında (Yıl:13 Haziran 1999)
yayımlanan yazımı koydum.
Kitabımı matbaadan teslim alır almaz,önce O’na, Antalya’daki
adresine postaladım.Oldukça uzun bir (bir ay) süre ses seda
çıkmadı.
Bir gün bir telefon.Karşımda heyecanlı,ağlamaklı,titrek
bir ses:
-Hocam, ağlattın beni! Ne söyleyeceğimi bilemiyorum.
Bir aydır yoktuk. Bugün eve gelir gelmez, baktım posta kutumda
bir kitap. Hem de senin imzanı taşıyan. İlk yazı olarak
da benim adımı görünce, koptum. Valla ne diyeceğimi bilemiyorum,
çok teşekkür ederim sevgili kardeşim.
Son görüşmemiz bu oldu.
Ramazan Bayramı’nda arkadaşlarımızla Batı Karadeniz turuna
çıkmıştık.
Bayramın üçüncü günü sevgili Kemalettin (Kılıçarslan)
’den bir telefon:
-Hocam, başımız sağolsun; Mustafa Dağ’ı kaybettik!
Nutkum tutuldu,boğazıma bir şeyler düğümlendi,gözlerimden
birkaç damla yaş süzüldü.
Ve sadece, “yapma yaaa…” dediğimi hatırlıyorum.
Hemen cep telefonumdaki “M.Dağ” kayıtlı tuşa bastım.
Oğullarından biri çıktı karşıma ,taziyelerimi bildirdim.
Bu vesile ile sevgili kardeşim Mustafa Dağ’a bir kere
daha Allah’dan rahmet ve acılı ailesi ile Giresun camiasına
da başsağlığı diliyorum.
Ruhunun şad,mekanının cennet olması dileklerimle, “Hariçten
Gazel” kitabımın ilk sayfalarını süsleyen söz konusu yazımı,sevgili
kardeşimin aziz hatırasına hürmeten siz değerli okurlarıma
da takdim ediyorum.

“MUSTAFA DAĞ
Giresun’da; Aksu Festivali, yayla şenlikleri, doğa yürüyüşleri,
kongreler, paneller, festivaller…
Sosyal ve kültürel etkinliklerle ilgili aklınıza ne geliyorsa…
Hemen hepsinde mutlaka ve illaki O’nun alın teri,emeği
vardır.
Bilgisi,görgüsü,tecrübesi,enerjisi vardır.
Memleket sevgisi,hizmet aşkı vardır.
Kimden mi bahsediyorum?
Tabii ki,18 Nisan seçimleri öncesi Giresun Belediyesi
Başkan Yardımcısı Mustafa Dağ’dan…
Yılda birkaç kere (Ağustos’da,Ramazan ve Kurban Bayramlarında)
memleketim Görele’ye gitmeyi alışkanlık haline getirmişimdir.
Bu ziyaretlerimde birkaç günümü mutlaka Giresun’a ayırmışımdır.
Giresun’a her adım attığımda da, ilk uğrak yerim, Giresun
Belediyesi ve…
İllaki, Mustafa Dağ’ın makamı olmuştur.
Her karşılaştığımızda, hasretle birbirimize sarılır,
Giresun üzerine muhabbete başlardık.
Doğru dürüst birkaç kelam etmeye fırsat bulamadan, görevden
göreve koşar, muhabbetlerimiz hep yarım kalırdı.
Yani anlayacağınız, hiçbir iş onsuz yürümüyor ya da eksik
kalıyordu.
Uzun sözün kısası, gecesi gündüzüne karışan, el attığı
her işi ibadet aşkıyla yapan ve de sonunda mutlaka yüzünün
akıyla başaran işkolik bir insandır, Mustafa Dağ.
Dergimizin de yazı ailesinden olan Mustafa Dağ’ın, Mayıs
sayımızdaki “Püskültepe Sırtlarında” başlıklı yazısından
öğrendiğimize göre…
18 Nisan seçimlerinden sonraki yeni adresi, “Giresun
Otogarı” imiş.
Yani “tenzili rütbe”!
Tam yeni adres ve telefon numarasını defterime kaydetmiştim
ki…
Çok geçmeden birkaç gün sonra Mustafa Dağ kardeşimiz
İstanbul’a çıkageldi.
Yıllık iznini almış.
Hoş-beşten sonra, “Nedir bu otogar hikayesi?” diye sormaya
hazırlanıyorduk ki…
Yeni görev yerini de öğrendik:
“Giresun Mezbahası”!
“Güler misin,ağlar mısın” derler ya…
Biz de o hesap, “İster misin” dedik:
-İzin dönüşü istikamet bu defa İmralı-pardon!- Giresun
Adası olsun!
Tabi hep beraber bastık kahkahayı.
Olmaz olmaz demeyin.
Tüm bunlar koca Mustafa Dağ’a reva görüldüğüne göre…
Her şey olur!
Çünkü burası Türkiye,burası Giresun!”
(Giresun Dergisi,Yıl:13,Sayı:137 Haziran 1999)
-------------------------------------------------------------------------
Kaynak: www.giresungazete.net (31.10.2007)
|