|
Vakti zamanında Kazankaya yöresinin en büyük yaylası
Başçatak’mış. Başçatak anne tarafımın yaylasıdır.
Başçatak obası Eğribel geçidini, Şehitler geçidine bağlayan
sırt çizgisinin tam orta dibinde, Kümbetin karşı kuytagında
yer alır. Sırtını büyük kar çukuruna dayamıştır. Dört bir
yanında sınırsız otlaklar bulunur.
Başçatak bir Rum yaylası imiş. Aksu havzasındaki önemli
bir Rum yerleşimi olan Dereli’nin Yumrahisar Köyü sakinleri
yazlak için buraya göçerlermiş. Bu yayla yazlakçıların ibadet
için kilise kurdukları, yörenin ender yerleşimlerinden birisidir.
Bu nedenle Dereli yaylaları arasında ayrı bir yeri vardır.
Ancak yaylacılık ölünce Başçatak’ta ne kilise kaldı,
ne rüzgârın bir duvarından girip öbür duvarından çıktığı,
çocuk seslerinin sığmadığı yığma taş evler, ne de her sabah
ve her akşam Kazankaya sırtlarını pamuk yığınına çeviren
koyun sürüleri…
Ama yine de Başçatak, Başçatak’ta yaşayanların yüzlerce
yıllık hatıraları ile doludur.
Allah daha uzun ömürler versin, annem hep anlatır. O
zamanlar yol yok, iz yok. Katır önde, koyun sürüsü arkada
cenikten yaylaya yürüyerek en az iki günde gidiliyormuş.
Annemlerin yaylası Başçatak’lıların piknik yeri ise Çobanbağırtan’mış.
Çobanbağırtan; Giresun Dağları’nın 2500 metrelerine serilmiş,
ucu bucağı belli olmayan bir büyük çayırın ortasındaki ulu
pınarın adıdır.
O yıllarda Çobanbağırtan’a varmak, oradan su içmek ise
tanrı ile buluşmak gibi bir şeymiş.
Her yaz mevsiminin bir gününde atlara eşeklere odunlar,
yiyecekler yüklenir, erken saatte Çobanbağırtan’ın yolu
tutulur, obadan 2 saat süren bir tırmanıştan sonra Büyük
Kar Çukuru’nun yanından geçilip, Giresun Dağları’nın tepesindeki
büyük çayıra ulaşılırmış.
Hemen birkaç kuzu kesilir, tencerelerde kavrulur, yemyeşil
çimenler üzerinde ziyafet başlarmış. Giresun’un en ünlü
zurnacısı olan dedem Bekteşoğlu Mustafa’nın zurnası eşliğinde
kadınlı erkekli horonlar kurulur, kurtlar dökülürmüş.
Kimileri de burayı gördüklerine şükretmek için tanrıya
dua eder, iki rekât namaz kılıp öyle geri dönermiş. Hatta
büyük çayırın kenarında oluşturulan ve cennet için yerlerin
ayrıldığı temsili mezarlık bu günlerin eseridir.
Bilenler için Çobanbağırtan ulaşılması çok zor bir efsane
yerdir. Hakkındaki hikâyeler bugün bile ballandıra ballandıra
anlatılıyor, işte size bir tanesi.
Çobanbağırtan düzlüğünde bir zamanlar tek bir pınar,
damla su yokmuş, insanı adeta pişiren yaz güneşinde çobanın
birinin canına susuzluk “Tak” demiş. Açmış elini gökyüzüne
“Allahım şuraya bir pınar verirsen en büyük koçumu sana
kurban etmeye hazırım” diye başlamış yalvarmaya. Olacak
bu ya, duası kabul olmuş ve aynı anda büyük çayırın ortasından
gürül gürül bir pınar akmaya başlamış. Çoban koşmuş, buz
gibi sudan doyuncaya kadar içmiş, ardından yatmış sırt üstü,
keyif yapmaya, saçını başını kaşımaya başlamış. Tam o anda
saçlarının arasında iri bir bit yakalamış. Sonra da biraz
önce Allah’a verdiği sözü inkâr edercesine ve de biraz alaylı
bir lisanla “Al sana kurban” deyip yakaladığı biti gökyüzüne
doğru savurmuş. Ancak bir anda hava kararmış, gök gürlemeye,
şimşekler çakmaya, dolu yağmaya başlamış. Aynı anda içtiği
su da midesinde tas kesilmiş, çoban dayanılmaz acılar içinde
bağıra bağıra oracıkta can vermiş. Onun için bu pınarın
adı Çobanbağırtan kalmış.
Giresun’un damındaki bu efsane yere yakın zamana kadar
araba yolu gitmiyordu. Hatta Giresun Dağları’nın uzunlamasına
araba ile aşılamadığı tek yer burası kalmıştı. Yani efsane
efsaneliğini sürdürüyordu.
Bu efsane rotayı geçtiğimiz yıllarda değişik yerlerden
3-4 kez yürüyerek geçip büyük zevk almış, el değmemiş bakir
doğanın farklı keyfini yaşamış, şair Can Akengin’in tabiri
ile “Tanrı ile aranın şüphesiz iyi” olduğu yerlerde dolaşmıştık.
3 yıl önce Eğribel ile Şehitler, Çobanbağırtan-Turnaovası
üzerinden, 2500 metrelerde açılan bir araba yolu ile birleştirildi.
Yaylalarımız için güzel bir “Zirve Turu Yolu” oldu. Artık
Kümbetten yola girip Uzundere, Tamdere asfaltından Eğribel’e,
zirvede doğuya yönelip Çobanbağırtan, Turnaovası üzerinden
Şehitler’e, oradan Şıhobası’na, ardından tekrar Kümbet’e
dönebiliyorsunuz.
Bu arada efsanevi Çobanbağırtan Pınarı başında piknik
yapma şansınız da var.
Bu yaz, bahsettiğim rotayı bu defa taksi ile geçtim.
Daha doğrusu anacığıma çocukluk hatıralarını 72 yaşında
yeniden yaşatmak istedim.
Takside 4 kişi olmamıza rağmen yoldan bir şikâyetimiz
olmadı. Köy Hizmetleri sağ olsun gerekli bakımı yapmıştı.
Hava güzeldi, çok keyifli bir gündü. Ancak gördüğüm çok
büyük bir yanlışlığa değinmeden de edemeyeceğim.
Baştan beri anlata anlata bitiremediğim efsanevi Çobanbağırtan
pınarı Mehmet Kaya Çeşmesi 1999 olmamış mı? Üstelik de yemyeşil
çayırın ortasına oturtulmuş, bu alana hiç yakışmayacak biçimde,
beyaz mermerden bir acube olarak.
Mehmet Kaya kimdir? Tanımam, bilmem. Belli ki bir hayır
sahibi…
Ancak nerede bizim o taş oluklu karataş çeşmelerimiz?
Gözüm burada onları aradı.
Böylesine anlamlı bir yere yapılacak çeşmenin, bu yerin
anlamına yakışır olması gerekmez miydi? En azından Çobanbağırtan
ismi çeşme taşında olsun yaşatılamaz mıydı?
Çobanbağırtan gibi bir simge ismi yok etme hakkını bu
vatandaş kimden aldı? Giresun’la bütünleşmiş herkes bunu
bilmek ister. Ben de bilmek isterim.
İlimizin doğası, tarihi ve efsaneleri ile bütünleşmiş
simge yerlere isteyen istediğini, istediği gibi yapmamalıdır.
Eğer buralara bir şeyler yapılması gerekiyorsa bunun bir
prensibi, bir esası olmalıdır.
Şimdilik kalın sağlıcakla…
-------------------------------------------
Ekim-2001
|