Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Çobanbağırtan

Vakti zamanında Kazankaya yöresinin en büyük yaylası Başçatak’mış. Başçatak anne tarafımın yaylasıdır.

Başçatak obası Eğribel geçidini, Şehitler geçidine bağlayan sırt çizgisinin tam orta dibinde, Kümbetin karşı kuytagında yer alır. Sırtını büyük kar çukuruna dayamıştır. Dört bir yanında sınırsız otlaklar bulunur.

Başçatak bir Rum yaylası imiş. Aksu havzasındaki önemli bir Rum yerleşimi olan Dereli’nin Yumrahisar Köyü sakinleri yazlak için buraya göçerlermiş. Bu yayla yazlakçıların ibadet için kilise kurdukları, yörenin ender yerleşimlerinden birisidir. Bu nedenle Dereli yaylaları arasında ayrı bir yeri vardır.

Ancak yaylacılık ölünce Başçatak’ta ne kilise kaldı, ne rüzgârın bir duvarından girip öbür duvarından çıktığı, çocuk seslerinin sığmadığı yığma taş evler, ne de her sabah ve her akşam Kazankaya sırtlarını pamuk yığınına çeviren koyun sürüleri…

Ama yine de Başçatak, Başçatak’ta yaşayanların yüzlerce yıllık hatıraları ile doludur.

Allah daha uzun ömürler versin, annem hep anlatır. O zamanlar yol yok, iz yok. Katır önde, koyun sürüsü arkada cenikten yaylaya yürüyerek en az iki günde gidiliyormuş.

Annemlerin yaylası Başçatak’lıların piknik yeri ise Çobanbağırtan’mış.

Çobanbağırtan; Giresun Dağları’nın 2500 metrelerine serilmiş, ucu bucağı belli olmayan bir büyük çayırın ortasındaki ulu pınarın adıdır.

O yıllarda Çobanbağırtan’a varmak, oradan su içmek ise tanrı ile buluşmak gibi bir şeymiş.

Her yaz mevsiminin bir gününde atlara eşeklere odunlar, yiyecekler yüklenir, erken saatte Çobanbağırtan’ın yolu tutulur, obadan 2 saat süren bir tırmanıştan sonra Büyük Kar Çukuru’nun yanından geçilip, Giresun Dağları’nın tepesindeki büyük çayıra ulaşılırmış.

Hemen birkaç kuzu kesilir, tencerelerde kavrulur, yemyeşil çimenler üzerinde ziyafet başlarmış. Giresun’un en ünlü zurnacısı olan dedem Bekteşoğlu Mustafa’nın zurnası eşliğinde kadınlı erkekli horonlar kurulur, kurtlar dökülürmüş.

Kimileri de burayı gördüklerine şükretmek için tanrıya dua eder, iki rekât namaz kılıp öyle geri dönermiş. Hatta büyük çayırın kenarında oluşturulan ve cennet için yerlerin ayrıldığı temsili mezarlık bu günlerin eseridir.

Bilenler için Çobanbağırtan ulaşılması çok zor bir efsane yerdir. Hakkındaki hikâyeler bugün bile ballandıra ballandıra anlatılıyor, işte size bir tanesi.

Çobanbağırtan düzlüğünde bir zamanlar tek bir pınar, damla su yokmuş, insanı adeta pişiren yaz güneşinde çobanın birinin canına susuzluk “Tak” demiş. Açmış elini gökyüzüne “Allahım şuraya bir pınar verirsen en büyük koçumu sana kurban etmeye hazırım” diye başlamış yalvarmaya. Olacak bu ya, duası kabul olmuş ve aynı anda büyük çayırın ortasından gürül gürül bir pınar akmaya başlamış. Çoban koşmuş, buz gibi sudan doyuncaya kadar içmiş, ardından yatmış sırt üstü, keyif yapmaya, saçını başını kaşımaya başlamış. Tam o anda saçlarının arasında iri bir bit yakalamış. Sonra da biraz önce Allah’a verdiği sözü inkâr edercesine ve de biraz alaylı bir lisanla “Al sana kurban” deyip yakaladığı biti gökyüzüne doğru savurmuş. Ancak bir anda hava kararmış, gök gürlemeye, şimşekler çakmaya, dolu yağmaya başlamış. Aynı anda içtiği su da midesinde tas kesilmiş, çoban dayanılmaz acılar içinde bağıra bağıra oracıkta can vermiş. Onun için bu pınarın adı Çobanbağırtan kalmış.

Giresun’un damındaki bu efsane yere yakın zamana kadar araba yolu gitmiyordu. Hatta Giresun Dağları’nın uzunlamasına araba ile aşılamadığı tek yer burası kalmıştı. Yani efsane efsaneliğini sürdürüyordu.

Bu efsane rotayı geçtiğimiz yıllarda değişik yerlerden 3-4 kez yürüyerek geçip büyük zevk almış, el değmemiş bakir doğanın farklı keyfini yaşamış, şair Can Akengin’in tabiri ile “Tanrı ile aranın şüphesiz iyi” olduğu yerlerde dolaşmıştık.

3 yıl önce Eğribel ile Şehitler, Çobanbağırtan-Turnaovası üzerinden, 2500 metrelerde açılan bir araba yolu ile birleştirildi.

Yaylalarımız için güzel bir “Zirve Turu Yolu” oldu. Artık Kümbetten yola girip Uzundere, Tamdere asfaltından Eğribel’e, zirvede doğuya yönelip Çobanbağırtan, Turnaovası üzerinden Şehitler’e, oradan Şıhobası’na, ardından tekrar Kümbet’e dönebiliyorsunuz.

Bu arada efsanevi Çobanbağırtan Pınarı başında piknik yapma şansınız da var.

Bu yaz, bahsettiğim rotayı bu defa taksi ile geçtim. Daha doğrusu anacığıma çocukluk hatıralarını 72 yaşında yeniden yaşatmak istedim.

Takside 4 kişi olmamıza rağmen yoldan bir şikâyetimiz olmadı. Köy Hizmetleri sağ olsun gerekli bakımı yapmıştı.

Hava güzeldi, çok keyifli bir gündü. Ancak gördüğüm çok büyük bir yanlışlığa değinmeden de edemeyeceğim.

Baştan beri anlata anlata bitiremediğim efsanevi Çobanbağırtan pınarı Mehmet Kaya Çeşmesi 1999 olmamış mı? Üstelik de yemyeşil çayırın ortasına oturtulmuş, bu alana hiç yakışmayacak biçimde, beyaz mermerden bir acube olarak.

Mehmet Kaya kimdir? Tanımam, bilmem. Belli ki bir hayır sahibi…

Ancak nerede bizim o taş oluklu karataş çeşmelerimiz? Gözüm burada onları aradı.

Böylesine anlamlı bir yere yapılacak çeşmenin, bu yerin anlamına yakışır olması gerekmez miydi? En azından Çobanbağırtan ismi çeşme taşında olsun yaşatılamaz mıydı?

Çobanbağırtan gibi bir simge ismi yok etme hakkını bu vatandaş kimden aldı? Giresun’la bütünleşmiş herkes bunu bilmek ister. Ben de bilmek isterim.

İlimizin doğası, tarihi ve efsaneleri ile bütünleşmiş simge yerlere isteyen istediğini, istediği gibi yapmamalıdır. Eğer buralara bir şeyler yapılması gerekiyorsa bunun bir prensibi, bir esası olmalıdır.
Şimdilik kalın sağlıcakla…

-------------------------------------------

Ekim-2001

Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Copyright © 2008 www.mustafadag.net - Tüm hakları saklıdır.
Bu sitedeki tüm materyaller kaynak gösterilerek kullanılabilir.