Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Çirkinliğin Yarattığı Güzellik

Doğu Karadeniz’e yapılan en büyük ve en çirkin devlet yatırımı olan Duble Sahil Yolu’nun kara ile denizin arasına Kara Duvar gibi örülmesi anlayışını bir türlü içime sindiremiyorum.

Doğa hiçe sayılıyor, insanlar hiçe sayılıyor, geleceğimiz hiçe sayılıyor.

Kimilerinin şimdi alkışladığı bu yolun nelere mal olduğu ve neleri kaybettirdiği 25-30 yıl sonra görülecektir.

Hele hele bu yolun Doğu Karadeniz’de, sadece Giresun’da şehir içinden geçirilmesine çanak tutanlar tarih önünde hesap verecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Duble yol sahillerimizde sadece kaya, beton, demir, asfalt yığınlarından oluşan, koylarımızı, plajlarımızı yok eden çirkinlikler abidesi mi oluşturuyor?

Biraz öyle. Öyle olmaya öyle de bazen çirkinliklerin arasına gizlenmiş bir iki tesadüfî güzelliğe rastlamak da mümkün olabiliyor.

İşte size nadir bir örnek: Uluburun Park ve Plaj Tesisi.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Giresun Valiliği’nce düzenlenen bir törenle hizmete giren bu güzel yeri sizlere tanıtmak istiyorum. Belki yolunuz düşebilir. Düşmese bile düşürmeye, kendinize bu şansı özellikle bir yaz mevsiminde yaratmaya çalışın.

Sözünü ettiğim tesis Keşap’ın Değirmenağzı Köyü sınırları içinde Samsun-Trabzon devlet karayolu üzerinde yer alıyor. Gülburnu yarımadasının tam uç noktasında kurulmuş, Giresun’a uzaklığı 24 kilometre civarında.

Yarımadayı dönerken Değirmenağzı Uluburun Park ve Plaj Tesisi yazılı tabela ile bir anda karşı karşıya kalıyorsunuz. Park hemen yol kenarından başlıyor. Girişte 50 araçlık otopark, bitişiğinde doğaya uyumlu oturma grupları, kayaların deliğinden suların şırıl şırıl aktığı bir çeşme, ortada çocuklar için küçük bir oyun grubu (Demir yerine ahşap olsa daha şık dururdu) ve bir danışma kulübesi.

İleride sağda ahşaptan ufak bir kulübe daha var. Burada yerel giysili kadınlar harıl harıl sac üzerinde közleme yapıyorlar.

Bitişiğinde denize yukarıdan bakan çok şirin bir lokanta… Lokantada ikisi balkonda beşi içeride olmak üzere topu topu 7 masa yer alıyor. Deniz manzaralı lokantanın yine deniz manzaralı güzel bir bahçesi var.

Lokantanın ana menusunu söylemeye gerek yok: Taze balık.

Lokantanın alt katında yer alan tuvaletlerden söz etmeden geçemeyeceğim. Giresun’da gördüğüm en temiz genel tuvalet burası desem yeter mi? Yerden tavana her taraf fayans, her taraf pırıl pırıl, ter temiz.

Şimdi Uluburun Parkı’nda beni asıl etkileyen bölüme gelelim. Parkın plajı bir harika… Kaş-Kalkan arasında yer alan ünlü Kaputaj Plajı’nı bilir misiniz? Burası, işte oranın Doğu Karadeniz temsilcisi…

Plaja 135 basamaklı dik bir merdivenle iniyorsunuz. Sizi burada açık kahve renkli kalın kumluk ve şipşirin bir plaj karşılıyor. Plaj yüksek iki kayalığın arasına saklanmış bir koy şeklinde.

Deniz biraz derin ama çok temiz. Çevresindeki kayalar atlayış yapmaya çok uygun. Bu yapısı, bu plaja çok farklı bir kişilik kazandırmış. Gelenlerin bir çoğu kayalardan atlamayı deniyorlar.

Plajda büfe, kabin, şezlong, şemsiye gibi hizmetler veriliyor. Benim gittiğim günlerde duş henüz çalıştırılmamıştı.

Plaja giriş için ücret alınmıyor. Yeni olduğu için mi bu yol tercih edildi, yoksa bu bir prensip olarak devam edecek mi bilmiyorum ama Leb-i Derya adı verilen devletin denizi, kamunun ortak malı çoğu yerde insanlara nasıl para ile sunuluyor ve buna nasıl izin veriliyor aklım bir türlü almıyor. Lokanta, büfe, WC, şemsiye, şezlong hatta duş ve kabin gibi hizmetlerin para ile olması doğal da, kirletmenin ötesinde denize kim hangi hizmeti veriyor da karşılığında para alıyorlar? Bunu yıllardır anlayabilmiş değilim.

Tanıtmaya çalıştığım tesisler Giresun için bir kazanç. Plajın yer aldığı burun 700 metre uzunluğunda bir tünelle aşılacak ve duble yol biraz daha geride kalacak. Böylece Uluburun Plajı şu andaki yoğun taşıt trafiğinden daha da uzaklaşacak ve sakinleşip, daha da güzelleşecek. Değeri daha da artacak. Özellikle yazları Karadeniz gezisine çıkanların Giresun’daki uğrak yeri haline gelecek. Durum onu gösteriyor.

Köylülerin İspanyol Sahili adını taktığı ve yıllarca bir tepenin arkasına gizlenmiş bu plajın gün ışığına çıkarılmasında ve tesis haline getirilmesinde Değirmenağzı Muhtarı H. İbrahim Yüksektepe’nin ileri görüşlülüğü ve gayreti yatıyor. Tabii ki köyden gelen teklifleri dikkate alıp, bu tesisi projelendirip kuran ve 50 milyar liraya yakın bir harcama yapan Giresun Valiliği Çevre Koruma Vakfı’nı da tebrik etmemek mümkün değil.

Tesisin yapılan bir ihale sonucu içinde muhtarın da yer aldığı bir aile işletmesi şeklinde işletildiğini öğrendim. O da ayrı bir güzellik.

Şimdi de bu güzel tesisin geleceği için izin verirseniz birkaç öneride bulunmak istiyorum.

Tesisin işletmeciliğinde tek hedef kazanç değil, kazançla birlikte güzel tesis, güzel çevre, farklı tanıtım esas alınmalı, özellikle park ve bahçe bakımına titizlik gösterilmelidir.

Tesise mutlaka yöresel bir yemek veya el sanatını ön planda tutarak farklı özellik kazandırılmalıdır. (Örneğin şık ambalajlarda taflan pekmezi, ısırgan yemeği, ısırgan unu, ısırgan tohumu, bahçe çileği reçeli, böğürtlen reçeli satışı gibi…)

Tesis daha fazla kazanç amaçlı gereksiz ve plansız ilavelerle büyütülüp çirkinleştirilmemelidir.

Plajın arkasındaki meyilli çıplak arazi setlendirilip, ağaçlandırılmalıdır.

Plajın iki yanındaki kayalıkların 2-3 noktasına farklı yükseklikte atlama trampleni yerleştirilmelidir.

Tesisin 5-10 km uzağına ve iki yönde karayolu üzerine tanıtım tabelası konulmalıdır.

Giresun Valiliği ve Çevre Koruma Vakfı bu tesise özel ilgi göstermeli ve özel takibe almalıdır.

Benim Uluburun’da gördüklerim ve söyleyeceklerim bu mevsim bu kadar.

Şimdilik kalın sağlıcakla…

-------------------------------------------

Kasım-2001

Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Copyright © 2008 www.mustafadag.net - Tüm hakları saklıdır.
Bu sitedeki tüm materyaller kaynak gösterilerek kullanılabilir.