Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Bedrama’nın Dayanılmaz Güzelliği

Andoz, Sen Jean ve Bedrama veya kısa adıyla Tripoli. Antik Çağ’da merkez Tirebolu olmak üzere yöreye bu ad verilmiş. Tripoli veya Tripolis yani Üç Şehir Tirebolu adını bu üç kaleden, yani Tripoli kelimesinden almış.

Yağlıdere vadisinin tam denizle birleştiği yerdeki sarp bir tepenin üzerine kurulmuş olan Andoz bugün artık Espiye’nin sınırları içinde yer alıyor. Yıllar boyu kimsenin aklına gelmeyen, dikenlerin ve çakalların bekçilik yaptığı Andoz’u 1997 yılında. Espiye Belediye Başkanı İbrahim Önal farketti. Andoz, İl Çevre Koruma Vakfı’nın maddi desteği ile restore edildi. Tripoli’nin birinci ayağı böylece hayata gözlerini yeniden açtı.

2000 yılının şubat ayı içinde yörede yaptığımız bir doğa yürüyüşü sırasında Andoz’u gezip, görmüş, çok beğenmiştik.

2001 yılı ilkbaharının ilk güzellikleri içinde bu defa Tripoli’nin diğer ayaklarını, yani Sen Jean ve Bedrama’yı gezdik. Ancak yazıya döküp, sizlere aktarmak bugüne nasip oldu.

Sen Jean, ilçenin merkezinde denize doğru uzanmış yarımada şeklindeki ufak bir tepenin üzerinde yer alıyor. Onun için Merkez Kale de deniliyor.

Tirebolu’yu Sen Jean’dan seyretmek çok farklı ve çok güzel… Kendinizi bir anda şehri ve iskeleyi bekçilikle görevlendirilmiş Ceneviz şövalyeleri sanıyorsunuz. Buraya gitmeden önce belediyeye haber vermeyi sakın unutmayın. Çünkü bu güzel yerin kapısı ancak ziyaretçisi olduğunda açılıyor. Aksi halde kapıda uzun süre nöbet tutabilirsiniz.

Sen Jean’nı 3-4 yıl önce restore etmişler. Kim yaptırmış, müteahhidi, ustaları kimmiş bilemiyorum ama Giresun Kalesi’nin surlarını rezil edenler, kale restorasyonu nasıl yapılır buraya gelip görsünler.

Bedrama Kalesi, Tirebolu-Torul yolunun 7. kilometresinde, Harşıt Vadisi’ni kuş bakışı gören çok sarp bir kayanın üzerine kurulmuş. Kale yakınlarına kadar araba yolu var ama biz kaleye ana yoldan itibaren yürüyerek ulaştık. Buradan Bedrama’ya ulaşmak orta tempo yürüyüşle bir saat sürüyor.

Bedrama muhteşem bir kale. Restorasyon görmemiş, surlarının çoğu yıkık ve kaybolmuş durumda. Burayı da bir an önce restore ettirip öbür kardeşlerinden ayırmamak gerekir.

Kalenin tepesindeki 2 ev ile 2 şarap veya zeytinyağı fıçısı kalıntısı ve bir geçit dikkatimizi çekti.

Bedrama’yı gün ışığına çıkarmak için Tirebolu Kaymakamı Muammer Kutlu gayret göstermiş. Temizletmiş, yolunu açtırmış, merdivenlerine korkuluk yaptırmış, elektrik getirmiş. Eteğindeki tarihi mezarlığı ortaya çıkarmış, ağaçlandırmış. 12 Haziran 1997’de burayı geziye açmış.

İyi de yapmış. Bu işler yapılmasa Bedrama’yı gezemezdik. Tirebolu Fındık Festivali’nin de kurucusu olduğunu hatırladığım Kaymakam Kutlu şu anda Tirebolu’da görevli değil. Ama bıraktığı eserler ile onu takdirle andık. Sağ olsun.

İnşallah Tirebolu’nun bir başka yöneticisi de Bedrama’yı restore ettirmek için gayret gösterir.

Yöneticiler öncelikle bıraktıkları eserlerle anılır.

Kısa bir çay molasından sonra, Bedrama ile tanışmanın keyfi içinde kaleden ayrıldık. Yolda bizi 40 santime yaklaşan bembeyaz bıyıkları ile Pala Dayı (Şükrü Tüfekçi) karşıladı. Ardından yolumuzun üstündeki Ayşe Kır bacımız bizlere fırın darısından yapılmış sıcacık sac ekmeği ikram etti.

Bu noktadan sonra yolumuz Giresun Kalitesi fındığın şahının yetiştirildiği Tirebolu bahçeleri arasında sürdü gitti.

Örenkaya’dan sonra Kadıkranı, ardından Karabıçak Deresi’nin üzerindeki köy değirmenine ulaştık. Bahçeler arasından geçen yol, grubumuzu önce araba yoluna ulaştırdı. Bu yol ise bizi yörenin en eski ve en büyük köyü Orta Cami ile buluşturdu.

Orta Cami her yönü ile ilginç. Bir kere köy demek zor, bir belde görünümünde… Çevresindeki Balçıkbeleni, Belen, Menderes, Hacıhüseyin, Yukarı Orta Cami köyleri hep bu köyden ayrılmışlar. Köye ilkokul 1936’da yapılmış. Giresun Yetiştirme Yurdu’nun ilk kuruluş yeri burası imiş.

Köy merkezi iki konuda dikkatimizi çekti. Birincisi çarşının ortasından geçen bir cadde iki köye sınır olmuş. Solda Yukarı Orta Cami, sağda Orta Cami köyleri yer alıyor. Her iki köyün kahveleri iki köye sınır olan caddenin iki tarafında karşı karşıya kurulmuş. Herkes kendi köyünün kahvesine gidiyor. Ancak bir kahveden öbür kahveye, bu yakadan öbür yakaya hep dostluk rüzgârları esiyor.

Dikkatimizi çeken ikinci şey Hüseyin Albayrak’ın bakkal dükkânı oldu. Buraya sıradan bir bakkal dükkânı demek yanlış olur. Burası tipik bir antikacı dükkânı, içeride antika adına ne ararsan var. Çanlar, tabancalar, kıymetli taşlar, aynalar, boncuklar, kılıçlar daha neler neler… Albayrak satıcı değil meraklısı. Tebrik etmemek elde değil.

Yürüyüşümüzün bir ilginç keşfini de Orta Cami Köyü’nde yaptık. Burada Ambar İni adı verilen yüksek bir kayaya elle oyulmuş ilginç bir kovuk var. Güçlükle tırmanıp, içine de

Kapısından baktığınızda çok uzaklardaki Bedrama’nın tam tepesini görüyorsunuz. Haberleşme noktası da olabilir, kaya mezarı da. Sonuç olarak oldukça ilginç…

Yaklaşık 6,5 saat süren yürüyüşümüz Avcılı Köyü’nde sona erdi. Bu köy ünlü Şakir Hoca’nın köyü imiş. Ancak vaktimiz olmadığı için uğrayıp tanışmak, şifalı üfürüğünden yararlanmak fırsatını bulamadık.

Kısmet olursa o da bir dahaki sefere…

Şimdilik kalın sağlıcakla…

-------------------------------------------

Temmuz-2001

Ana Sayfa | Hayatı | Yazıları | Anılar | Basından | Foto Galeri | Videolar | Ziyaretçi Defteri
Copyright © 2008 www.mustafadag.net - Tüm hakları saklıdır.
Bu sitedeki tüm materyaller kaynak gösterilerek kullanılabilir.