|
Sevgili Abiciğim,
Antalya'daki yürüyüş grubun ile ilişkilerine çok sevindim.
Sanki 40 yıllık Antalyalı oldun. Çok sevindim. Sitemlerini
alıp bir yere not ediyorum ama ben de söyleyeceklerimi bu
vesile ile iletmek istiyorum.
Sitemlerini konuşma uzamasın, İkisu-Pınarlar dere yürüyüşümüzü
de merak edesin diye telefon konuşmamızı kısa kestim. Senin
bizi öven sözlerin "Siz delirmişsiniz..."li hayret ve kıskançlık
(!) dolu takdirini duymak bizim güç kaynağımız. Biz yürüdüğümüzde
başta sen olmak üzere hep yapılamayacakları duyacaksınız.
Hayret nidalarınız bizi tahrik ediyor. Mustafa Aydınla yürürken
anlatıp anlatıp kendimize çerez yapıyoruz. N'olacak diyoruz;
yemeli içmeli grup hayret eder durur. Bu rekabet hep sürecek...
Sitemlerinde haklı olsan da Mustafa Abi ben sana hak vermiyorum.
"Giresun'u size bıraktım." derken bir suçlama ve dargınlık
hissettim.
Sokaklardan, caddelerden kara taşları söküp beton parkelerle
ben doldurmadım.
Sokakbaşı'nda, Hacıhüseyin Mahallesi'nde, Hamam Sokak'ta,
Kale Mahallesi'nde kalın taş duvarlarla çevrili, kocaman
demir kapılarla girilen; taşlıklı, mandalin, portakal, turunç
ağaçlarıyla dolu bahçeli evleri ben yıkmadım. Taşlarını
beton blokların temeline ben gömmedim.
O bahçeler ki baharla portakal çiçeği kokar, o evler ki
tavan yüksekliği dört metreye yakındır. Yazın en sıcak gününde
bunalmazsın, oflayıp puflamazsın.
Kalenin böğrüne beton blokları ben dikmedim.
Şimdi hangi sokağından baksan artık Kale'yi göremediğin
apartmanları ben dikmedim.
Transit yol geçireceğim diye taşları denize ben doldurmadım.
Adına "transit" denilen bu yol insanlarımızı biçmeye
devam ediyor. Daha dün Giresun'a satrancı sevdiren Zafer
Taner Hocamız ile sevgili dostum Ali Coşkun ve oğlu Engin'i
aldı aramızdan. Adı trafik kazası cinayet gibi! Mevzuyu
bilmeyenler "yol adam öldürür mü der!" Ama senle ben bunun
ne olduğunu biliyoruz.
İstemeyerek emekli olduğunda Başkan senden kuru bir teşekkürü
esirgemişse ve 'otur bir çay iç' bile dememişse Mustafa
ağabeyciğim sen buna üzülüp kahretme. Bunları da bahane
edip "Giresun'u size bıraktım" deme.
Mustafa ağabeyciğim,
Uğur Çevre Topluluğu olarak bizler yavaş yürüyemiyoruz.
Cumartesi Doğacıları olarak sizler kalabalık yürüyorsunuz
bu yüzden çok yavaşsınız, sizin stiliniz bu.
Biz erkenciyiz. Siz yürüyüş sahasına vardığınız vakitte
biz öğle molamızı vermiş oluyoruz. Bizim kuralımız belli;
yürüyüşe başladın mı "Yol arkada gün önde kalacak."
Sonra siz her su başında mola veriyorsunuz. Dur-kalk
bize vakit kaybettirir. Biz acıkınca duruyoruz; 2 bardak
çay, bir dilim ekmek, zeytin, peynir, 10 dakikalık uyku
sonra da yola devam.
Siz de bir de film çekme merakı var. Abi ben ona hiç
gelemem. Dur, çek, olmadı, geri gel. "Bu güzellikleri gösterelim"
diyorsun. Ayrıldığım nokta bu ya. Ben kendim için yürürüm.
Filmi çeken kaydını alsın, fotoğraf isteyen beklesin diye
düşünüyorum.
Bu konuda ben bencilim ama sana kesinlikle hak veriyorum.
Tempo TV'de yayınladığın çekimler olmasaydı bu güzellikleri
kimseler görmeyecekti diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.
Eleştirilerinden kendime pay çıkaracağıma söz veriyorum.
Yürüyüşlerimizin fotoğraflarını gösterime sunacağım, kamera
ile çekim yapacağım ve yazıyla da duyuracağım.
Verdiğim sözün ilk uygulaması olarak işte yapıyorum bu
yazımla beraber inanılmaz derecede güzel "İkisu-Pınarlar
dere geçişimizin" fotoğraflarından birkaç tane gönderiyorum.
İkisu-Pınarlar'ı bu ikinci geçişimiz hem de bir günde,
hem de fotoğraflarla.
Birinci geçişimizde tek kare fotoğrafımız yoktu. Fotoğraf
makinesi suya düşünce hepsi gitmişti.
Programımızı yaptık: amacımız "İkisu -Pınarlar" arasını
dereden bir günde geçmek. İpek Çavuşoğlu ve Yavuz Selim
Biçer de katılacaklar. İpek tereddütlü ama mükemmel yürüyüşünü
derede de sürdüreceğine Mustafa ile ben inanıyoruz. Ama
birbirimize "elin çocuklarını dağa dereye götürüp de günaha
girmeyin" diye sataşıyoruz.
Heyecandan yarı uyur yarı uyanık sabah 4.30'da kalkıp
5.15'de yola çıktık. Ağabeyciğim saat 7'de İkisu'daydık.
Sizin grup mışıl mışıl uyuyordur bu saatlerde (!).
Evet sabah saat 07.00'de girdik akşam saat 19.00'da çıktık.
İpek epey zorlandı o zorlandığı için biz de zorlandık. "Bir
daha suya girmem" dedi. Aslında kafası rahat değildi. "Ayakkabılarım
rahat değil" dedi. İkna olmadı. Ama bitirdi. Unutulmaz bir
dere geçişi oldu. Aksu'nun, o koskoca derenin, gürül gürül
akan derenin bir adımlık çağlayana sığdığını gördük ve bir
adımla geçtik! İnanılır gibi değil. Aksu'yu karşıdan karşıya
bir adımda geçtik. Olağanüstü idi. Gelecek yıl Kümbet sapağın
Kanlıhan'dan giriş yapıp Pınarlar'dan çıkacağız.
Ağabeyciğim, merak etme sizinkilere de haber vereceğim.
Gelirler mi bilmem ama çekim yapacağız. Bir günde geçebilir
miyiz? Bilmiyorum. Ama çekimi yayına vereceğim. Sözümde
duracağım. Mustafa'nın çok selamlarını iletiyorum.
Sevgiyle...
-------------------------------------------------------------------------
Kaynak: Giresun Dergisi (Yıl:21 Sayı:237 Ekim 2007)
|