|
Çok eski dost idik seninle. İlk tanışmamız fotoğrafla
olmuştu. 25 yıl kadar önceydi ve o ilk başlangıç seni kaybedene
değin gittikçe daha samimi, daha perçinlenerek gerçek bir
dostluğa dönüştü.
Sonra birlikte yürüyüşlere başladık, fotoğraf ve video
çekimlerini bana havale ettin, amatörce başladık. Ağır ve
beceri isteyen bir işti. Ha sen, ha ben, ikimiz de gönül
adamıydık. "Sen benim rejisörüm oldun derdim" gülerdik.
Giresun'un el değmemiş doğasını amatörce de olsa yürüyüşlerle
keşfedip elimizden geldiğince görüntüleyen belgesel haline
getirdik.
Sayın rejisörüm sen, ben ve Tolunay Kurdoğlu gece yarılarına
kadar televizyonda bilmediğimiz bir iş, montaj yaptık. Görüntü
ve sesi denkleştiremedik, sil baştan, dön geri bu senin,
benim, bizim heyecanımızdı. Sonra bir baktık müthiş bir
ilgi, insanlar sana, bana, hepimize teşekkür ediyor. Bu
daha çok kamçıladı bizleri.
Çevre kirliliği ve doğa tahribatını da zaman zaman haber
yapıyorduk. Sen akşamdan yatar sabah başka bir proje üretirdin.
"Yahu Mustafa şunu şöyle yapsaydın ne iyi olurdu" der dururdun.
Sana yürüyüşlerde ağam lakabını takmıştık matraklık olsun
diye. Öylesine işte ve alışkanlık oldu, "Ağam derdik şurada
bir mola verelim mi?" "Olur, olur keyfiniz bilir. Sizi mi
kıracağım ben" derdin.
Bazen yürüyüşlerimiz bir komediye dönüşür, gülme krizine
girerdik.
Bazen de dağların başında ormanlardaki rast gele vurulmuş
projesiz yollar, direkler, ağaç kesimleri ve tahmin edemediğimiz
yerlere ulaşmış çöpler. Sen onlara "pislik" derdin. Bizleri
üzer çileden çıkartır, drama dönüşür adeta bir tiyatronun
içinde olurduk.
Yürüyüşteki tüm arkadaşlar yeni katılanlar dahil, hemen
havaya bürünürlerdi. Biliyor musun kimin kıyafeti renkli
ise görüntüye onu alırdın. Herkes kahkaha ile güler, "Ağam
beni beğenmiyor musun" derdi. Sen onlara bir dahaki sefer
renkli giyinin derdin.
Konaklamalı gittiğimiz geziler olurdu. Sabah herkesten
önce kalkar hatta bazen beni uyandırmaz, kamerayı alır çekim
yapardın. Kahvaltıda söylerdin, "Kaplan sen yorgunsun, kıyamadım
sana, güneşin doğuşunu çektim" derdin. Her yürüyüş bittiğinde
bazen geç dönerdik. Bugün neler çekilmiş çok merak eder,
görüntüleri izler gün boyunca tutmuş olduğun notları ve
görüşleri ekler eski mesleğin olan haberciliğini yapardın.
Ertesi gün heyecanla, "Kaplan güzel şeyler yapmışız" derdin.
Sen il dışında olduğunda bazen biz yeni bir gezide olurduk.
Döndüğünde arkadaşların anlattıklarından müthiş heyecan
duyar, "oraya beni de götürün" derdin. Çok meraklı idin,
bir çoğuna gittin gördün.
Giresun sevdalısıydın.
Giresun için olan her şeye destek verirdin, ne demiştin
bana "Kaplan, Remzi zor şartlar altında dergi çıkarıyor.
O'na yardımcı olmalıyız. Kapak fotoğraflarını sen verirsin."
İşte bu senin hatırın o günden beri devam ediyorum.
Kale'ye şelaie yapmak için dereleri inceler projeler
geliştirirdin. Bir seferinde dere boylarında tespit ettiğin
taşları Kale'de yapacak olduğun şelaleye getirttin. Doğal
olmasını o kadar çok istiyordun ki. Kale mesire alanı düzenlemesi
için eski yollardan sökülmüş Arnavut kaldırım taşları, eski
elektrik direkleri ve eski evlerin üzerinden çıkma Marsilya
kiremitleri vs. her şeyi değerlendirerek tarihe, doğaya
uygun bir alan haline getirdin. Mağaralar bölgesini düzenleyip
üzerinden bir şelale akıtmak, ön tarafına bir anfitiyatro,
mini konser alanı yapma fikrin vardı.

Ada'yı çok önemserdin, her yıl geleneksel Ada'da konaklama
gezimizi gerçekleştirirdik. Her gidişinde adayı dolaşır,
tüm pislikleri toplar ve yakardık. Bir grup arkadaşımız
balık tutar akşam olunca büyük bir masa yapar hep beraber
abi - kardeş yemeğimizi yer, Giresun türküleri söylerdik.
Her yıl Aksu Festivali senin için ayrı bir heyecandı.
Neredeyse tüm programı üstlenir o günkü başkanlara devamlı
yeni alternatifler sunar, bazen de gerçekleşmeyince üzülürdün.
Hala programların Aksu festivallerin devam ediyor.
Basiretsiz, işini yapamayan yöneticilerden yakınırdın.
Çamlı Göle yol vurulması seni kalbinden vurmuştu. Son
dönem Karadeniz otoyoluna çok kafa yordun. Sahil tahribatını
içine sindiremedin. Devamlı yazdın, çizdin. Sonra baktın
olmuyor, yol geçtikten sonra neler yaparız projeleri üzerinde
çalışmaya başladın. Dolgu alanlarına giderek Giresun'u tanıtıcı
Giresup Evi, Giresun Pidesi Restoranı, Mini Fındık İmal
ve Satış Yeri gibi sembolize edecek şeyler koymak ve düzenlemek
adına çalışmalar yaptın.
Antalya'daki günlerinde de Giresun'la yatar Giresun'la
kalkardın. Hemen oradaki hemşerilerle bütünleştin, onların
dernek faaliyetlerine katıldın. Yeni doğacı dostlar edinip
Toros'larda gezilere çıktın, bisiklet turlarına katıldın.
Çünkü bu senin ruhunda vardı.
O amansız hastalığa yakaladığında gene Giresun'u düşünür,
her gün haber alır, seni aradığımda "İyiyim Kaplan, şu anda
şöyle bir yazı yazıyorum" veya başka bir sefer beni arar,
Karagülleri izliyorum. Geleceğim gene gezeceğiz" derdin.
Sen bizleri tanıdın ama biz seni hiç tanıyamadık!

Yaylalara çıktık seni gezdirmeye, dermanın yoktu. Birkaç
dakika bizimle ayakta kalvyor hemen aracma dönüyordun. Çok
değişmiştin ama ruhun hep aynıydı, dağlarda çok mutluydun.
O son gezimizi hiç unutmadın. Bunu defalarca söyledin, fotoğrafları
masanın üzerine koymuşsun "çok güzel oldu be" diyordun.
Köyün mezarcısı Salih iyi arkadaşındı. Sana telefonda,
"Giresun'a gelmişsin, görüşemedik" diye sorduğunda, "Bayramda
geleceğim Salih görüşürüz. Sen bana babamın yanında bir
mezar yeri ayarla" demişsin. Dediğin gibi yaptın, tam Ramazan
Bayramında geldin. Tüm dostlarını mateme boğdun.
Aygır gölünden buz yalaklarından Karagöl zirvelerine
tırmanıyorduk. Çok yorgunduk, dizlerimizde derman kalmamıştı.
Her üç dört adım atmada oturuyorduk. Sen ellerini göğe açıp
"Allah'ım kuş olayım uçur beni" diyordun. Dağların adamı!
Kuş olup uçtun işte!
Biz dostların seni anmak için birkaç kez toplandık. Bu
anma organizasyonlarının birini de diğer yürüyüş grubu adına
dostun Faik Karakılıç bey düzenledi kendisine buradan teşekkür
ediyoruz.
Kendi aramızda karar aldık. Cumartesi Doğacıları olarak
yola çıkan grubumuz adını senin de isteğin gibi GİDOSG (Giresun
Doğa Dostları Grubu) olarak kabul ettik.

Ölümünün ardından bir ay sonra Ağamız sen Mustafa Dağ'ı
anmak için bir yürüyüş düzenledik.
Aytepesi'nden inişleri sen iyi bilirsin.
Hani beraber yürümüştük.
Aytepesi - Hisarkale - Dereli.
İşte bu son yürüyüşü oldu. Tam Hisarkalesi'ne inen patikaya
girmeden sağdan devam edince Akkaya güzergâhından Kuşluhan
mezarlığına seni ziyaret etmek için yürüdük.
Ruhun şâd olsun. Allah rahmet eylesin.
Doğa dostu güzel insan. Seni unutmayacağız.
-------------------------------------------------------------------------
Kaynak: Giresun Dergisi (Yıl:21 Sayı:237 Ekim 2007)
|